Hava Durumu
Döviz Kurları

BirimAlışSatış

Dolar

Euro

Sterlin

Gece yarısından sonra

Gözlerini açtı. Karanlık sarmıştı her yanını. Sadece ayın ışığı süzülüyordu perdelerin arasından. Susadığı için uyanmıştı. Yavaşça yatağında doğrularak, yanı başındaki komidinin üzerindeki saate baktı. Karanlıkta parlayan kırmızı dijital rakamlar 00:01’i gösteriyordu. Susuzluğu, her saniye daha da artarak, boğazının kurumasına ve yanmasına neden oluyordu. Bir bardak su içmek için mutfağa gidecek cesareti toplamaya çalışıyordu. Sıcacık yatağını bırakıp, çıplak ayaklarıyla, önce yerdeki yumuşak halıyı, sonra da soğuk fayanslarla döşenmiş uzun koridoru geçmeliydi. Bir bardak su için değer miydi buna? Susuzluğunu dindirecek musluk, ona çok uzak geliyordu. Tekrar dönüp saate baktı.

 

00:04’ü gösteriyordu. 


Acaba vaz mı geçseydi? Sabaha kadar dayanabilecek miydi, yoksa susuzluktan dili damağına mı yapışacaktı? Yatak odasının kapısına kadar gidebilirdi, ama ya ondan sonrası? Dışarıda, onu korkutan karanlık ve uzun bir koridor bekliyordu. Gündüz ışığında sıradan bir koridordu ve orada yürümek, onu hiç etkilemezdi. Ama şimdi, gecenin tam ortasında, tavanında yarasaların sallandığı, duvarlarında örümceklerin ağlar ördüğü ve yerde pis farelerle zehirli yılanların cirit attığı korkunç bir mağaraya dönüşüyordu bu koridor. 


Dikkatli bir şekilde üzerindeki örtüyü kaldırdı ve bacaklarını yatağın sağ tarafına doğru döndürerek aşağıya indirdi. Yerle temas sağladığı an, ürperdi. Çünkü yatağın içi çok daha sıcaktı. Keşke yatmadan önce bir şeyler içseydi. O zaman, bu işkenceyi çekmek zorunda kalmayacaktı.

 

Saat 00:06 olmuştu.

 

Derin bir nefes aldı ve tekrar yatağa girip girmeme konusunda bir süre düşündü, ama o kadar çok susamıştı ki, dayanamıyordu. Hayır, farelerden, yılanlardan veya diğer yaratıklardan korkmuyordu. O bir korkak değildi. 


Yoksa öyle miydi? Hangisi daha kötüydü? Korkak bir tavuk gibi yatakta tüneyip, susuzluktan ölmek mi, yoksa cesur bir şekilde fareler ve yılanlara karşı savaşarak ölmek mi? Belki çok hızlı koşabilirse, fark edilmeden mutfağa ulaşabilirdi. Bu arada, gözleri karanlığa alışmıştı. Kapının silüetini görebiliyordu. Aniden ayağa fırladı. 


“Başarabileceğimi biliyorum. Başaracağım da.”, dedi yüksek sesle.

 

Kendini böyle duymak, ona cesaret vermişti.

 

Saat 00:15’i gösteriyordu.

 

Olabildiği kadar sessiz bir şekilde kapıya kadar yürüdü. Çünkü koridordaki o yaratıkların dikkatini şimdiden çekmek istemiyordu. Son defa saate baktı.

 

00:16 olmuştu. 


Kapının önünde durdu ve bekledi. Onu en hızlı şekilde nasıl açıp mutfağa koşacağını düşünüyordu. Çok hızlı olmalıydı. O zaman başarabilirdi. Etrafına bakmadan doğruca hedefe doğru koşmalıydı. Küçük çocukların boyunlarını sarıp, onları boğmak isteyen yılanların yanından kaçıp gitmeliydi. Kıllı bacaklarıyla pijamasına tutunarak, üzerine tırmanmak isteyen sayısız örümceği dikkate almadan koşmalıydı. Ayaklarını ısırmaya çalışan farelerin üzerinden atlamalıydı. Başının üzerinde çığlıklar atarak çırpınan ve gözlerini oymak için bekleyen yarasalara yakalanmalıydı. 


Bunların hepsini yapabilirdi. Sadece çok hızlı bir şekilde, etrafına bakmadan koşmalıydı. Derin bir nefes aldı ve kapının kolunu aşağıya doğru bastırdı. Onu bekleyen yaratıkların kokusunu duyabiliyordu. Kapıyı hafifçe araladı ve dışarı baktı. Bir şey göremiyordu, ama onların seslerini duyabiliyordu. Artık çok geçti. Geri dönemezdi. Onu çoktan fark etmişlerdi. Kapıyı açtı ve yaratıkların mağarasına ilk adımını atmak için, sağ ayağını kaldırdı. Hala bir şey göremiyordu. Koridor zifiri karanlıktı. Ayağını yavaşça uzatarak, koyabileceği bir zemin aradı. Düz ve soğuk bir yüzeye dokununca, korkarak geri çekti. Dengesini yitirerek yalpalamaya başladı ve son anda kapının çerçevesine tutunabildi. 


“Koşmaya başlamalısın. Hem de çok hızlı koşmalısın.”, dedi kendi kendine, ama hiçbir şey yapamadı.

 

Ayakları onu dinlemek istemiyordu. Ağzı öylesine kurumuştu ki, dili damağına yapışmıştı. 


“Bir şeyler içmeliyim.” 


Tekrar denedi, ama bacakları kurşun kadar ağırlaşmıştı. Ancak birkaç adım atabildi. Artık koridorun tam ortasında duruyordu. Yavaşça ayaklarına dolanmaya başlayan yılanları, kollarına kadar tırmanmış örümcekleri, başının üzerinde uçuşan yarasaları ve ayak parmaklarını kemirmeye başlayan fareleri hissedebiliyordu. Bayılır gibi oldu. 
Tekrar derin bir nefes aldığında, gözleri yuvalarında dönmeye başladı. Sonra geriye doğru bıraktı kendini. Bedeni yere çarparken çıkan ses, dayanılmazdı. 


Bir anne, gece yarısından sonra koridorda yürürken, yerde bulunan boş bira şişelerine takılıp düşen oğlunun cansız bedeninin yanına diz çökmüş, ağlıyordu.

 

Çocuğun odasındaki saat, karanlıkta parlayan kızıl rakamlarla, 00:29 ‘u gösteriyordu.