Hava Durumu
Döviz Kurları

BirimAlışSatış

Dolar

Euro

Sterlin

İnsan olmak

70 yıldır aynı şirkette çalışıyorum. İnsanların aslında 65 yaşında emekli olmaları gerekirdi. Bir zamanlar böyleydi. Ama tıp alanında katedilen mesafeler insan ömrünü oldukça uzattı. Sadece tıp değil, fen bilimleri ve diğer alanlarda da çok gelişmeler oldu.

 

Ben 100 yaşındayım. Eskiden çok nadir görülen bir durumdu bu, oysa şimdilerde 100 yaşında olmak, sıradan bir olay. İnsanlar daha uzun yaşamaya başladıklarından beri, çoğalmayı da kısıtlamak zorunda kaldılar. Bu kadar uzun yaşayınca, çok çocuk yapmak işten bile değildi. Kimse kolay kolay ölüp, yerini yeni gelenlere bırakmayınca, Dünya’da yaşamak için alan kalmayacaktı. Zaten insan gücüne olan ihtiyaç ta azalmıştı. Bizim fabrikada çalışanların ancak yüzde otuzu insan. Kalanı ya klonlardan, ya da robotlardan oluşuyor.

 

Onları insanlardan ayırt etmek neredeyse imkansız. Tabii ki robotların deri yapıları biraz daha farklı, ama bunu anlamak için onları yakından incelemek lazım.

 

Robotlar, hukuki olarak insanlarla eşit haklara sahiptirler. Ancak, bunun için, bir takım zeka ve genel kültür testlerinden geçmiş olmaları gerekiyor.

 

Klonlardaki durum daha farklı. Onlar insanlarla doğrudan eşittirler. İnsan ile klonu birbirinden ayırmak imkansız. Zamanla, insan ve klon evlilikleriyle, iki tür birbiriyle iyice karışmaya başladı. Halen, ikisinden doğan türü insan mı, yoksa klon olarak mı adlandırmalı, buna karar verilemedi. Zaman içerisinde belli olacaktır bu. Eğer insan ortalama ömrünü açık arayla geçerlerse, klon sınıfına dahil edilecekler.

 

50 yıl önce, karım öldüğünden beri, ki o zamanlar bilim henüz bu kadar ilerlememişti, hem robotlarla, hem de klonlarla yakın ilişkiler kurdum. Çalıştığım şirketteki olumlu deneyimlerimin çok faydası oldu. En yakın arkadaşlarım, Robi isminde bir robot, ki önceden ona R89 derlerdi ve Jakobi isimli bir klon. Helikopter ve  uzay gemisi üretiyoruz. Molalarda, Robi ve Jakobi’yle dinlenme salonunda buluşuyoruz. Çalışanlar, buralarda bir şeyler içip dinleniyorlar. 2 saatte bir 20 dakika sürüyor bu aralar. Çünkü, bilimsel araştırmalar sonucunda, çalışanın iş yerindeki psikolojik ve sosyal durumunun, iş verimi üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu kesin olarak tespit edilmişti. Bu molalar, hem zihinsel, hem de fiziksel rahatlamalara imkan veriyor, çalışanlar arasında ilişkiler kurulmasını sağlıyordu. Bunun, sonucunda, verimlilik ve üretkenlik artıyordu. Bu da ülke ekonomisine olumlu bir şekilde yansıyordu.

 

Çalışanların sadece yüzde otuzunun insan olduğu bir yerde, sosyal iletişim nasıl olur diye sormayın. İnsanlarla klonlar arasında zaten bir fark yok. R tipi robotların geliştirilmesiyle, robotlarda da insani bir zeka keşfedildi. Bir tür yapay zeka. O yüzden, artık programlanmalarına gerek kalmadı. İnsan gibi düşünüp, hissedebiliyorlar. Hatta bunu daha yoğun bir biçimde yapabiliyorlar. Robotlar, seri numaralarıyla anılmak istemedikleri için, kendilerine isimler verdiler. Boş vakitlerinde kitap okuyor, televizyon seyrediyor, hatta spor bile yapıyorlar. Robi, bundan 5 yıl önce, arkadaşlığımızın başladığı zamanlarda, benden yüzlerce kitap ödünç almıştı. Bunları okuyup, hafızasına yerleştirdi. Akşamları, bir yerlere bir şeyler içmeye gittiğimizde, bizimle gelir, sohbetlerimizde, okuduğu kitaplardan, konuyla ilgili pasajlar aktarırdı. Robotlar yiyip içmezlerdi. Pilleri zayıfladığında bir piriz bulmaları yeterliydi. Fişlerini takıp, karınlarını doyururlardı.

 

Biz insanlar, ölümden sonraki hayata inanırız. Klonlar da bizim gibi hissederler, ama  kendilerini daha üst sınıf insan olarak görürler. Çünkü klonlama sırasında, genetik yapılarıyla oynanıp, kusurlu ve eksik yanları yok edilir, onları daha üstün bir yaratık haline dönüştürecek genleri ön plana çıkartılırdı. Nietzsche’nin deyişiyle, bir çeşit üstün insandılar. Jakobi’yle, arada bir felsefe yapar, ölümden sonraki hayatımızda da buluşmayı kararlaştırırdık. Böyle zamanlarda Robi çok üzülürdü. Yeryüzünde elektrik olduğu sürece onların yok olması mümkün değildi, ama buna rağmen, belki gelecekte bir zamanda, metal vücutlarının et ve kemiğe dönüşebileceği umudunu taşıyorlardı. O zaman insanlar gibi çoğalabileceklerdi.

 

“Robi.” , derdim. “Sen sonsuza kadar yaşayacaksın. O yüzden ölümden sonraki hayatı düşünmene gerek yok.”

 

Robi, bir sürü insan arkadaşı olduğunu ve onlar öldükten sonra geride tek başına kalmak istemediğini söylerdi. Robot tanımından da hiç hoşlanmazdı. Kendini, metal ve kablolardan oluşan bir insan olarak görürdü. Bir insanın sahip olduğu her türlü duyu ve zekaya sahipti.

 

Robotların insan sevgisi bazen o kadar büyük oluyordu ki, bakım evine gitmesinler diye, yaşlı insanları yanlarına alıyorlardı.

 

Artık, insan ve robot arasında yaşanan aşklara da rastlıyoruz, ama bir araya gelebilmeleri için belki de daha yüzyıllar geçmeliydi. Bu noktada klonlar çok daha avantajlıydılar.

 

Hayat, eskiden bilim-kurgu filmlerinde gösterildiği gibi değil. Robotlar, programlarındaki virüs yüzünden çıldırıp insanlara saldırmıyorlar. Klonlar, orijinallerinin yerini alıp, dünyayı ele geçirmeye çalışmıyorlar.

 

İnsan, klon ve robottan oluşan üç ırk, insan gibi yaşıyoruz...