102

Çiçekleri seven adam

1990 yilinin bir Mayis aksamiydi. Istiklal caddesinde, elleri ceplerinde, hizli adimlarla yürüyen genç adam, çok neseli görünüyordu. Serin ve yumusak ilkbahar kokusunu zevkle içine çekiyordu.

 

Gökyüzü, maviden turuncuya dogru renk degistirirken bu manzarayi izlemek çok güzel bir duyguydu. Istanbul’u seven insanlarin da var oldugu söylenir. Iste böyle aksamlarda,  bu sevgilerinin dolu dolu yasarlarmis.

 

Vitrinlerinin önlerinde siralanmis olan insanlarin hepsi de gülümsüyordu. Yasli bir kadin, alisveris torbalarini eski bir pazar arabasina koymus, arkasindan sürüklüyordu. Yanindan geçen genç adami görünce gülümsedi :

 

“Selam yakisikli !”

 

Genç adam ona el sallayarak hizli adimlarla yoluna devam etti. Yasli kadin arkasindan bakakaldi.

 

<<Kesin seni seven biri var be oglum>>, diye düsündü.

 

Gerçekten de öyle görünüyordu. Açik gri bir takim giymisti. Mavi gözleri isildiyordu. Pek yakisikli degildi, ama bu ilkbahar aksaminda yakisikli görünüyordu. Yasli kadin, tatli tatli anilarina daldi. Ilkbaharda herkes güzel görünürdü, özellikle de sevdigiyle bulusmaya gidenler.

 

Aci vermeyen tek anilar, ilkbahara ait anilardi. Genç adama iltifat ettigi için memnundu. Tabii ki iltifati kabul gördügü için, daha da memnundu. Yasli kadin, yüzündeki mutlu ifadeyle yoluna devam etti.

 

Genç adam Taksim meydanindan geçerek, Sisli istikametine giden yola yöneldi. Mc Donald’s ‘in karsisindaki çiçekçilerden birinin yanina yaklasti. Yasli bir adam, sari rengin hakim oldugu çiçeklerin bulundugu bir tezgahin önünde duruyordu. Papatyalar, laleler, kirmizi güller, yaseminler ve bunlarin disinda birçok çesidin olusturdugu bir renk cümbüsü vardi. Radyodan, kimsenin kulak asmadigi kötü haberler yankilaniyordu :

 

<<Çekiciyle ölüm saçan çekiççi katil, hala yakalanamamisti. Arastirmalar devam ediyordu. Halkin çok temkinli davranmasi isteniyordu. Istanbul Bogazi’ndan, kimligi belirlenemeyen çiplak bir kadin cesedi çikarilmisti. Çok sayida biçak darbesine maruz kalmis ve bogazi kesilmis olan kadinin, tecavüze de ugramis oldugu belirlenmisti. Rusya ile Amerika arasinda, yine nükleer silahsizlanma gerginligi yasaniyordu ... >>

 

Hiçbir sey inandirici görünmüyordu. Bu yüzden de kimsenin dikkatini çekmiyordu. Havayi tatli bir koku sarmisti. Bir firindan geliyordu bu koku. Önünde, bira göbekli iki adam, yazi-tura atarak vakit geçiriyorlardi. Herkes kendini ilkbaharin havasina kaptirmisti. Yakinda yaz gelecekti. Istanbul’da yaz zamani, rüyalar zamani demekti.

 

Genç adam, çiçeklere göz gezdirdikten sonra tezgahtan uzaklasarak yürümeye devam etti. Radyoda okunan kötü haberler, yoldan geçen arabalarin gürültüsünden duyulmuyordu artik. Adam, adimlarini yavaslatarak çevresine bakindi ve birden durd. Elini ceketinin cebine sokarak, oradaki bir cisme dokundu. Kisa bir an için, yüzünde saskinlik, çaresizlik ve korku dolu bir ifade belirdi. Elini cebinden çikardiginda yüz ifadesi eski haline büründü. Neseli ve beklenti doluydu. Gülümseyerek, yeniden çiçekçilere dogru yöneldi. Ona bir demet çiçek alacakti. Bu kesinlikle onun hosuna gidecekti. Onu, saskinliktan ve sevinçten gözleri parladiginda, daha çok seviyordu. Bunun için küçük hediyeler bile yeterliydi. Zaten fazlasi için de parasi yoktu.. Bir kutu çikolata, ucuz bir bileklik, hatta bir defasinda sadece birkaç kilo portakal. Bunlar bile Nihal’i mutlu etmeye yetmislerdi.

 

Genç adam çiçek tezgahinin yanina ulastiginda, sahibi olan yasli adam:

 

“Evet delikanli ?”, dedi, beklenti dolu bir sesle.

 

Satici, altmis yaslarinda görünüyordu. Gri bir kazak vardi üzerinde. Hava soguk olmadigi halde kalin bir yün bere takmisti. Yüzü, bir ag gibi kirisikliklarla doluydu. Gözleri, ortaya çikmis gözyasi keselerinin üzerinde adeta yüzüyorlardi. Sararmis parmaklarinin arasinda bir sigara titriyordu.. Yasina ragmen, o bile genç adamin durumunu fark etmisti :

 

<<Mevsimlerden ilkbahar ve sen gençsin. Genç ve öylesine asik ki, bunu herkes görebiliyor.>> Yasli adam gülümsüyordu.

 

Tipki pazar arabasini pesinden sürüklerken genç adama iltifat eden o yasli kadin gibi gülümsüyordu. Üzerinde, yillarin izini tasiyan kazagini düzeltirken :

 

<<Bu aksam, bu gence hiçbir sey olmaz. Melekler onu korurlar.>>, diye düsündü.

 

“Çiçekler ne kadar ?”, diye sordu genç adam.

 

“Yirmi bin liraya size çok güzel bir demet hazirlayabilirim. Su güller biraz pahalidir. Seradan geliyorlar çünkü. Ama yine de sizin için bir seyler yapabilirim.”

 

“Pahali.”

 

“Iyi olan her sey pahalidir delikanli. Anneniz bunu size ögretmedi mi ?”

 

Genç adam gülümseyerek :

 

“Belki bir zamanlar böyle bir sey söylemis olabilir.”, dedi.

 

“Kesinlikle söylemistir. Size yarim düzine gül vereyim. Iki adet sari, iki adet beyaz, iki adet de kirmizi. Daha fazlasini yapamam. Aralarina biraz da yesillik koyarim. Bunu hepsi sever. Yirmi bini verin, demeti alin. Ne kadar çok sevinecegini göreceksiniz."

 

“Kim ?”, diye sordu genç adam. Gülümsemesi hala kaybolmamisti.”

 

“Benim genç dostum...”

 

Yasli adam da gülümsüyordu. Sigarasindan bir nefes çekerek :

 

“Hiçbir insan kendisi için gül almaz. Bu bir kanun gibidir. Beni anliyor musunuz ?

 

Genç adam Nihal’i düsündü. Onun mutluluktan parlayan gözlerini, nazik ve yumusak gülümsemesini.

 

“Evet, haklisiniz.”

 

“Çiçekler ne olacak simdi ? Aliyor musunuz ?”

 

“Sizce almali miyim ? Siz söyleyin.”

 

“Tamam. Iyi tavsiyeler her zaman bedavadir, öyle degil mi ?”

 

Genç adam gülümseyerek :

 

“Herhalde artik bedava olan tek sey bunlar kaldi.”

 

Çiçekçi :

 

“Evet genç arkadasim. Çiçekler anneniz için mi ? O zaman papatya, yasemin ve laleden olusan bir demet vereyim. Size, <<Oglum, bunlar çok güzel de, kaç para verdin ? Pahali mi ? Sana demedim mi, parani savurma.>> demez.”

 

Genç adam kahkahalarla güldü.

 

“Fakat sevdiginize aliyorsaniz, o zaman durum degisir. Ona gül alin. Size hiçbir sey sormaz. Anliyor musunuz ? Gülleri görünce, boynunuza atilir ve var gücüyle size sarilir. Sizi ne kadar çok sevdiginizi söyler.”

 

“Gülleri aliyorum.”

 

Simdi de yasli adam kahkahalarla sarsilmaya baslamisti. Hala firinin önünde yazi tura atarak vakit geçiren iki adam da, çiçekçinin söylediklerini duyunca gülmeye basladilar. Onlardan birisi:

 

“Hey arkadas !”, diye seslendi.

 

“Bir tane de alyans ister misin ? Benimkini vereyim. Buna ihtiyacim kalmadi artik.”

 

Genç adam, sag eliyle saçini düzeltti. Yüzü kizarmisti. Yasli çiçekçi gülleri yerinden alarak, onlari güzel bir demet haline getirdi.

 

“Hey koca Istanbul ! Hava bu aksam tam senin zevkine göre olacak.”, diyordu radyodaki ses.

 

“Sicaklik yirmi derece dolaylarinda olacak. Yumusak ve büyüleyici. Rüya görmek ve gece yildizlari izlemek için ideal bir aksam. Sevin Istanbul, sevin !”

 

Çiçekçi, genç adama, güllerin hafif sekerli suya konuldugunda daha uzun ömürlü olacaklarini söyledi. Genç adam tesekkür ederek cüzdanindan yirmi binlik bir banknot çikardi ve yasli adama verdi.

 

Genç adam bir sey söylemeden tezgahin önünden ayrildi. Düsünceli bir halde yürüyordu. Gözleri, caddenin kalabaligindan çok, içeriye dogru bakiyordu. Etrafinda olanlarin, yalnizca bazi bölümlerini algilayabiliyordu :

 

<< Bir anne, ittigi çocuk arabasinda, yüzü çikolatali dondurmaya bulanmis bebegini tasiyordu. Iki kadin, bir kuru temizleme dükkaninin önünde durmus, hamilelikleri hakkinda konusuyorlardi. Bir grup erkek, elektronik esya satan bir magazanin önünde toplanmis, içerideki büyük ekran televizyonda oynanan futbol maçini izliyordu.

 

Genç adam, elinde çiçeklerle yürürken o kadar dalgindi ki, bir trafik polisinin, onun rahat geçmesini saglamak için, düdügünü çalarak dört yoldaki arabalari durdurdugunu bile duymadi. Polis memuru nisanliydi. Bu yüzden, yoldan geçen bu genç adamin yüz ifadesini çok iyi taniyordu. Çünkü, her sabah tras olurken aynaya baktiginda, o da ayni ifadeyle karsilasiyordu.

 

Genç adam, Harbiye’ye gelmisti. As sinemasini geçtikten hemen sonraki sokaktan içeri girdi. Üç blok geride biraktiktan sonra, sagdaki, daha dar bir sokaga sapti. Yildizlar, karanlik gökyüzünde, yumusak bir isik yayarak parliyorlardi. Sokak boyunca, agizlarini sonuna kadar açmis, yiyecek bekleyen canavarlar gibi, sagli sollu çöp bidonlari dizilmisti. Bidonlardan birinin içinden bir kedi firladi ve insana rahatsizlik veren tiz bir sesle, ask sarkisini söyleyerek, gölgelerin arasinda kayboldu. Genç adam, adimlarini yavaslatti ve saatine bakti. Nihal simdi...

 

O anda gördü onu. Apartmanlardan birinin kapisindan disari çikmisti. Üzerindeki açik mavi pantolon ve beyaz denizci gömlegi, genç adamin kalbinin heyecanla çarpmasina neden oldu. O daha çok gençti ve de çok güzeldi. Adimlarini hizlandirarak ona dogru yöneldi. Gülümsüyordu.

 

“Nihal !”, diye seslendi.

 

Genç bayan ona bakarak gülümsedi. Genç adamin dudaklari titredi. Artik kendinden emin degildi. Kizin yüzünü tam seçemiyordu. Yanilabilir miydi ? Kesinlikle hayir ! Nihal'di bu.

 

“Sana çiçek aldim.”, dedi ve gülleri ona uzatti. Kiz ürkek ürkek gülleri aldi. Elindeki demete bir süre baktiktan sonra gülümseyerek geri verdi.

 

“Tesekkür ederim, ama galiba beni bir baskasiyla karistirdiniz.”

 

“Nihal...”, diye fisildadi genç adam ve ceketinin cebinden, aksamlari dolasirken yanina aldigi kisa sapli çekicini çikardi.

 

“Güller senin için Nihal ! Onlar her zaman senin içindi ! Her sey senin için...”

 

Yüzünde, kontrolünü kaybetmis bir delinin gülümsemesi vardi. Kiz korkudan donup kalmisti. O Nihal degildi. Nihal ölmüstü. Bes yil önce ölmüstü. Ama artik bu önemli degildi. Kiz çiglik atmak için agzini açtiginda, çekiç havaya kalkti. Güller yerlere saçildi. Çekiç indi. Bagiramadi. Bagirmak istiyordu. Çünkü o Nihal degildi. Onlarin hiçbiri Nihal olmamisti ve çekiç yine indi. O Nihal degildi ve kizin alinyazisi olan çekiç bir kez daha indi. Genç adam, kendinden geçmisti. Çekiç, yine ceketin cebinde kayboldugunda, kiz çoktan ölmüstü. Genç adam, yerlere saçilmis olan güllerin arasinda yatan cesedi geride birakarak uzaklasti. Etraf sessizdi. Görünürde kimse yoktu. Olsa bile, bu karanlikta kimse üzerine siçramis olan kani göremezdi. Bu güzel bahar aksaminda, hiç kimse fark edemezdi o lekeleri. Bu kiz da Nihal degildi, ama bir gün bulacakti onu, hem de çok yakinda...

 

Yine gülümsüyordu. Hafif ve yavas adimlarla ilerliyordu. Evlerinin balkonunda oturan yasli bir çift, mutluluktan kendinden geçmis olan genç adamin arkasindan bakiyorlardi. Yasli kadin .

 

“Neden sen de artik böyle olamiyorsun ?”, diye sordu esine.

 

“Hi ?”

 

“Yok bir sey !”

 

Yasli kadin, gecenin karanliginda kaybolan genç adamin arkasindan özlemle bakakaldi. Ancak, böylesine taze ve güçlü bir sevgi, bahardan daha güzel olabilirdi, diye düsündü.