102

Gece yarisindan sonra

Gözlerini açti. Karanlik sarmisti her yanini. Sadece ayin isigi süzülüyordu perdelerin arasindan. Susadigi için uyanmisti. Yavasça yataginda dogrularak, yani basindaki komidinin üzerindeki saate bakti. Karanlikta parlayan kirmizi dijital rakamlar 00:01’i gösteriyordu. Susuzlugu, her saniye daha da artarak, bogazinin kurumasina ve yanmasina neden oluyordu. Bir bardak su içmek için mutfaga gidecek cesareti toplamaya çalisiyordu. Sicacik yatagini birakip, çiplak ayaklariyla, önce yerdeki yumusak haliyi, sonra da soguk fayanslarla dösenmis uzun koridoru geçmeliydi. Bir bardak su için deger miydi buna? Susuzlugunu dindirecek musluk, ona çok uzak geliyordu. Tekrar dönüp saate bakti.

 

00:04’ü gösteriyordu. 


Acaba vaz mi geçseydi? Sabaha kadar dayanabilecek miydi, yoksa susuzluktan dili damagina mi yapisacakti? Yatak odasinin kapisina kadar gidebilirdi, ama ya ondan sonrasi? Disarida, onu korkutan karanlik ve uzun bir koridor bekliyordu. Gündüz isiginda siradan bir koridordu ve orada yürümek, onu hiç etkilemezdi. Ama simdi, gecenin tam ortasinda, tavaninda yarasalarin sallandigi, duvarlarinda örümceklerin aglar ördügü ve yerde pis farelerle zehirli yilanlarin cirit attigi korkunç bir magaraya dönüsüyordu bu koridor. 


Dikkatli bir sekilde üzerindeki örtüyü kaldirdi ve bacaklarini yatagin sag tarafina dogru döndürerek asagiya indirdi. Yerle temas sagladigi an, ürperdi. Çünkü yatagin içi çok daha sicakti. Keske yatmadan önce bir seyler içseydi. O zaman, bu iskenceyi çekmek zorunda kalmayacakti.

 

Saat 00:06 olmustu.

 

Derin bir nefes aldi ve tekrar yataga girip girmeme konusunda bir süre düsündü, ama o kadar çok susamisti ki, dayanamiyordu. Hayir, farelerden, yilanlardan veya diger yaratiklardan korkmuyordu. O bir korkak degildi. 


Yoksa öyle miydi? Hangisi daha kötüydü? Korkak bir tavuk gibi yatakta tüneyip, susuzluktan ölmek mi, yoksa cesur bir sekilde fareler ve yilanlara karsi savasarak ölmek mi? Belki çok hizli kosabilirse, fark edilmeden mutfaga ulasabilirdi. Bu arada, gözleri karanliga alismisti. Kapinin silüetini görebiliyordu. Aniden ayaga firladi. 


“Basarabilecegimi biliyorum. Basaracagim da.”, dedi yüksek sesle.

 

Kendini böyle duymak, ona cesaret vermisti.

 

Saat 00:15’i gösteriyordu.

 

Olabildigi kadar sessiz bir sekilde kapiya kadar yürüdü. Çünkü koridordaki o yaratiklarin dikkatini simdiden çekmek istemiyordu. Son defa saate bakti.

 

00:16 olmustu. 


Kapinin önünde durdu ve bekledi. Onu en hizli sekilde nasil açip mutfaga kosacagini düsünüyordu. Çok hizli olmaliydi. O zaman basarabilirdi. Etrafina bakmadan dogruca hedefe dogru kosmaliydi. Küçük çocuklarin boyunlarini sarip, onlari bogmak isteyen yilanlarin yanindan kaçip gitmeliydi. Killi bacaklariyla pijamasina tutunarak, üzerine tirmanmak isteyen sayisiz örümcegi dikkate almadan kosmaliydi. Ayaklarini isirmaya çalisan farelerin üzerinden atlamaliydi. Basinin üzerinde çigliklar atarak çirpinan ve gözlerini oymak için bekleyen yarasalara yakalanmaliydi. 


Bunlarin hepsini yapabilirdi. Sadece çok hizli bir sekilde, etrafina bakmadan kosmaliydi. Derin bir nefes aldi ve kapinin kolunu asagiya dogru bastirdi. Onu bekleyen yaratiklarin kokusunu duyabiliyordu. Kapiyi hafifçe araladi ve disari bakti. Bir sey göremiyordu, ama onlarin seslerini duyabiliyordu. Artik çok geçti. Geri dönemezdi. Onu çoktan fark etmislerdi. Kapiyi açti ve yaratiklarin magarasina ilk adimini atmak için, sag ayagini kaldirdi. Hala bir sey göremiyordu. Koridor zifiri karanlikti. Ayagini yavasça uzatarak, koyabilecegi bir zemin aradi. Düz ve soguk bir yüzeye dokununca, korkarak geri çekti. Dengesini yitirerek yalpalamaya basladi ve son anda kapinin çerçevesine tutunabildi. 


“Kosmaya baslamalisin. Hem de çok hizli kosmalisin.”, dedi kendi kendine, ama hiçbir sey yapamadi.

 

Ayaklari onu dinlemek istemiyordu. Agzi öylesine kurumustu ki, dili damagina yapismisti. 


“Bir seyler içmeliyim.” 


Tekrar denedi, ama bacaklari kursun kadar agirlasmisti. Ancak birkaç adim atabildi. Artik koridorun tam ortasinda duruyordu. Yavasça ayaklarina dolanmaya baslayan yilanlari, kollarina kadar tirmanmis örümcekleri, basinin üzerinde uçusan yarasalari ve ayak parmaklarini kemirmeye baslayan fareleri hissedebiliyordu. Bayilir gibi oldu. 
Tekrar derin bir nefes aldiginda, gözleri yuvalarinda dönmeye basladi. Sonra geriye dogru birakti kendini. Bedeni yere çarparken çikan ses, dayanilmazdi. 


Bir anne, gece yarisindan sonra koridorda yürürken, yerde bulunan bos bira siselerine takilip düsen oglunun cansiz bedeninin yanina diz çökmüs, agliyordu.