102

Dag evi

Güven, seytani bir plan yapmisti. Ocak ayiydi. Uzun yillardir ailesine ait olan bir dag evine gidiyordu. Çok soguktu ve kar kalinligi diz boyunu geçiyordu, ama buna ragmen patikada ilerlemeye devam ediyordu. Plani aksamadan islerse, zengin olacakti. Banka soygunundan elde ettigi paralarin tamami ona kalacakti. Soygunu üç kisi yapmislardi. Kari koca olan diger ikisinden kurtulmaliydi. O yüzden bu dag evine gidiyordu. Adamin adi Osman, karisinin ise Serap’ti. Osman, dikkatsiz davrandigi için desifre olmustu. Gazetelerde, haberlerde, her yerde resmi çikmisti. O yüzden onu bu dag evine yerlestirmisti. Ona bu evden bahsettiginde, Osman çok sevinmisti. Çünkü ev, medeniyetin her türlüsünden uzakta, kimsenin olmadigi bir yerdeydi. Osman’in bilmedigi bir sey daha vardi. Burasi, birilerini öldürmek için ideal bir yerdi. Güven, eve iyice yaklasmisti. Son bir kez daha, cebindeki silahin dolu olup olmadigini kontrol etti. Giydigi eldivenler, sadece soguktan korunmak amaçli degildi. Saatine bakti. Birden, bu mevsimde olmamasi gereken bir ses duydu: inek çanlari. Buraya sadece yazlari geldigi için, bu sesleri her zaman duyardi. O yüzden, beyninin ona oyun oynadigini saniyordu, ama yine de tedirgin olmustu. Istemeden adimlarini yavaslatti. Evin bulundugu otlaga yaklastikça, çan sesleri artiyordu. Oraya ulastiginda, gözlerine inanamadi. Üzeri karla kapli otlakta, gerçekten de inekler vardi. Durdu ve gözlerini ovdu. Her ne kadar inanilmaz da görünse, inekler oradaydilar. Önce devam etmek istemedi, ama sonra, yapmis oldugu plani ve kazanacagi parayi hatirlayarak yürümeye devam etti. Içi rahat degildi, fakat para hirsi baskin gelmisti. 


Çatisinda birikmis kar ve kenarlardan sarkan buzlarin disinda, ev her zamanki gibi görünüyordu. Korkmasina ragmen, planini uygulamayi iyice kafasina koymustu. Bu düsünceyle, kapiya yöneldi. Kolu bastirdiginda açilmasina sasirdi. Osman’a, kilitlemesini tembih etmisti. Içeri girdi ve koltuklardan birinde oturan bir adam gördü. Bu Osman degildi. 


Onun, Osman’in arkadaslarindan biri oldugunu umarak, 
 

“Siz kimsiniz?”, diye sordu. 
 

“Ben bu evin sahibiyim. Normalde bu mevsimde hiç misafir beklemem, ama siz bu kis ikinci kisi oluyorsunuz.”. 


“Siz ne demek istiyorsunuz? Burasi benim aileme ait.” 


“Hmm... ne tesadüf! Belki yazlari öyledir, ama kisin da burasi bana ait.” 


“Hayir, bu ev her mevsim aileme aittir.” 


“Açik konusmak gerekirse, ben de bu ailenin bir parçasiyim. Sadece öleli bayagi uzun bir zaman oldu.” 


“Çok komik.” 


“Komik olan fikralardir, oysa ben fikra anlattigimi hatirlamiyorum. 1925 yilinda, birkaç cinayet isledikten sonra, kaçarak buraya saklanmistim. Jandarma izimi buldu ve beni tam burada kistirip vurdu. O zamandan beri, her kisi burada geçirmek üzere lanetlendim. Yaptiklarimin karsiliginda çok agir bir ceza bu. Bu virane yerde, ölüm ile yasam arasinda kalmak nasil bir seydir bilir misiniz?” 


Güven her seyi anlamisti. Kaçigin teki, büyükbabasinin hikayesini duymustu ve ona bir oyun oynuyordu. 


“Osman nerede? Ona ne yaptiniz?”, diye sordu. 


“Sey... bu da baska bir hikaye. Anlattiklarimi duydunuz. Aldigim cezanin pek hosuma gitmedigini tahmin edebiliyorsunuzdur. Nihayet, bundan kurtulmanin bir yolunu buldum.” 


“Bunun Osman’la ne ilgisi var?” 


“Bunu size, yemek sirasinda anlatirim.” 


“Ben aç degilim.” 


Sözde ev sahibi Güven’e kizdi: 


“Aç olup olmadiginiz umurumda bile degil. Önünüze ne koyarsam yiyeceksiniz.” 
 

Biraz korkmus olan Güven “Tamam”, dedi.

 

Aslinda açti ve bir seyler yemek, fena olmazdi. 


Kaçik oldugunu düsündügü adam yan odaya geçti ve elinde bir tabakla geri döndü. Üzerindeki seyin ne oldugunu anlayamadi. 


“Nedir bu?”, diye sordu. 


“Bu, arkadasinizin karacigeri.” 


Güven kulaklarina inanamiyordu. 


“Ne? Çildirdiniz mi siz? Ona ne yaptiniz?”. 


“Sizin de yapmayi düsündügünüz seyi yaptim. Onu öldürdüm.” 


Güven silahini çekerek emniyetini açti ve adama nisan aldi. 


“Uzak durun benden, yoksa ates ederim!” 

 

“Isterseniz deneyin.”, dedi adam ve elindeki tabakla Güven’in üzerine dogru yürüdü. 


“Sizi uyariyorum! Yaklasmayin bana!”, diye bagirdi, ama sözleri adama ulasmiyordu. Çünkü o, hala ona dogru geliyordu. 


Güven korkuyla tetigi çekti, fakat kursun adama degil, arkasinda bulunan ahsap duvara isabet etti. 


“Gördünüz mü? Hiçbir ise yaramadi. Beni öldüremezsiniz. Ben zaten ölüyüm.” 


Adam, daha dogrusu hayalet, Güven’e öyle bir güçle vurdu ki, onu odanin diger kösesine firlatti. Dogrulmaya çalisti, ama basaramadi. Hareket edemiyordu. Yanina gelerek, Osman’in karacigerini eline alip, agzina tikti, ama Güven, zorla yuttuktan hemen sonra tekrar disari kustu. 


“Ne oldu? Yemegin tadini begenmedin mi? Yazik. Açiklamama izin verin. Cezamdan kurtulmak için, birkaç suçluyu cehenneme göndermek zorundayim. Arkadasiniz zaten orada. Kisa bir süre sonra, siz de onun yanina gideceksiniz.” 


“Durun, bekleyin! Osman’in ölmesi, sizin kurtulusunuz için yeterli degil mi?” 


“Maalesef hayir. En az üç kötü insani öldürmem gerekiyor.” 


“Hayir, hayir... beni öldürmeyin!”, diye yalvardi Güven. 


“Caninizi bagislayabilirim, ama bunun için bana bir seyler vermeniz gerekir.”, dedi.

 

Biraz düsündükten sona, “Tamam. Saatinizi çok begendim. Onu verin bana.” 


Güven, kolundaki saati çikardi ve ona uzatti. 


“Alin. Bu saat, el yapimi, paha biçilmez bir parçadir.” 


“Biliyorum.”, dedi hayalet ve saati aldi. “Ha, bu arada, silahinizi da alacagim. Simdi defolup gidin buradan ve bir daha geri dönmeyin.” 


Güven ayaga kalkti ve evin önünde otlayan ineklerin arasindan kosarak uzaklasti. 



Aradan aylar geçti ve bir bahar günü, Güven’in evinin kapisi çaldi. Kapiyi açtiginda, karsisinda Osman’in karisi Serap’i gördü. 


“Merhaba Serap.” 


“Jandarma onun cesedini buldu.” 


“Kimin cesedini?”, diye sordu Güven. 


“Kocamin cesedini. Dag evinde öldürülmüs. Sendeki silahin aynisiyla vurulmus.” 


Güven, tedirgin bir sesle, “Bendeki silah mi? Iyi de, ondan sadece bende yok ki. ” 


“Dogru, ama Jandarma bir de saat bulmus. Senin saatini. Onu sen öldürdün!” 


“Dur, bekle. Bu dogru degil. Onu ben öldürmedim, ama kimin öldürdügünü biliyorum.” 


“Öyle mi? Peki, kim öldürmüs onu?” 


“Söylediklerime inanmayacaksin, ama hepsi gerçek.” 


“Kim öldürdü?”, diye sordu Serap ve çantasindan çikardigi silahi Güven’e dogrulttu. 


Güven korkuyla, “Onunla ne yapacaksin?” , diye sordu. 


“Cevap ver!”, diye bagirdi Serap. 


“Sey, onu öldüren bir hayaletti.” 


“Daha iyi bir bahane uyduramadin mi?”, dedi Serap ve tetigi çekerek, Güven’i iki kasinin ortasindan vurdu. Sonra silahin namlusunu kendi agzina sokup, bir kez daha atesledi. 


Çok uzakta bir dag evinde, bir hayalet, onu özgür kilan zekasina hayranlik duyuyordu ve 83 yil süren esaretten kurtuldugu için çok mutluydu.