102

Yolcu

Adam, taksisinde oturmus, los iç aydinlatmanin isigi altinda, elindeki gazetesini okumaya çalisiyordu. Her ne kadar, satirlari seçmekte zorlaniyor olsa da, yapacak bir sey yoktu. Bir sekilde oyalanmak zorundaydi. Tren garinin karsisindaki taksi duraginda bekliyordu. Son yolcusunu, iki saat önce götürmüstü. Duraga döndügünden beri bir buçuk saat geçmisti. Vakit, gece yarisina yaklasiyordu. Çikip biraz hava almak istedi. Kapi koluna uzandiginda, arkadan bir ses: 


“Acele hareket edelim.”, dedi. 


Adam basini çevirip bakti ve gözleriyle sesin sahibini aradi, ama kimseyi göremedi. Saskin bir sekilde önüne döndü ve kendi kendine düsündü: ‘Bir sey de içmedim ki. Çalisirken zaten alkol alamam. Uyusturucu falan kullandigim da yok. Belki de birileri bana oyun oynuyordur.’ Bir saka kurbani olduguna ikna olarak, elini tekrar kapi koluna uzatti. Birden, tüm vücudunu saran büyük bir aci hissetti. Yine o sesi duydu. Bir an önce hareket etmesi gerektigini, aksi halde daha büyük bir aci duyacagini söylüyordu. Adam iyice sasirmisti. Aklini mi kaçiriyordu yoksa? Kesinlikle temiz hava almaya ihtiyaci vardi. Elini tekrar kapi koluna götürdü. Ayni ses, bu kez daha kararli ve kizgin bir tonla: 


“Sanirim, size görevinizi hatirlatmama gerek yok. Seni geri zekali adam! Hemen simdi hareket etmezsen, vücudundaki uzuvlarini birer birer parçalara ayirmak zorunda kalacagim!” 


Adam, basini sallayarak, elini kapi kolundan çekti. Ciddi ciddi akil sagligindan endise duymaya baslamisti. Kendini, bu sesin olmadigina dair ikna etmeye çalisti. Duydugu aci da, beyninin ona oynamis oldugu bir oyundu. Var olmayan bir sey, ona zarar veremezdi. Kapiyi açtiginda, aciyla haykirmaya basladi. 


Sol elini havaya kaldirarak bakti. Küçük parmagi artik yerinde yoktu. Yaradan fiskiran kan, beyaz gömlegini kirmiziya boyamisti. Bu nasil olabilirdi? 


Panik içerisinde; ‘Kahretsin! Hemen bir Doktor bulmaliyim’, diye düsündü. Tam, kapiyi tekrar açmaya yeltenirken, ses yine konustu: 


“Umarim, söylediklerimde ne kadar ciddi oldugumu anlamissindir. Merak etme, araba kullanmak için gerekli olan organlarina zarar vermeyecegim! Bu arada, araç kullanmaktan bahsetmisken, eger simdi hareket edersen, acilarin son bulacaktir. Bunu bir düsün, ama çok uzun sürmesin. Bu taksiyi kullanmak için ayak parmaklarina ihtiyacin olmadigini hatirlatmak isterim. Öyle degil mi?” 


Adam, acilar içerisinde araci çalistirdi ve hareket etti. Sokaklar terk edilmis gibiydi. Karanlikta ilerlerken, sesin dogru söyledigini anladi. Acisi bir anda yok olmustu. Az önce yasadiklarina iliskin mantikli bir açiklama bulmaya çalisiyordu, ama bir süre sonra bundan vazgeçti. Bugüne kadar, görünmez bir varligin, bir insanin parmagini kopardigini hiç duymamisti. Böyle seyler sadece korku filmlerinde olurdu. Basina gelenler, dogaüstü güçlerle ilgiliydi. Acaba bu sesle konusabilir miyim diye düsündü. Ürkek bir sekilde: 
 

“Nereye gidecegiz?”, diye sordu.

 

Sesi o kadar titremisti ki, kendisi bile korktu. Bir zamanlar küçük parmaginin oldugu yere bakti. Kanama durmustu. Ses cevap verdi: 


“Daha hizli gitmeni istiyorum!” 


Adam farkinda olmadan : “Iyi de hangi cehenneme gidecegiz?”, diye bagirdi. 
 

Cevap gelmedi. 
 

Kizginlikla gaza basti ve otoyola yöneldi. Bir süre sonra, aracin ibresi, saatte 200 kilometreyi gösteriyordu. Ses, konustu: 


“Ilerideki ilk sapaktan dönüp, otoyoldan çikalim.” 


Adam; “Ama o yol arka mahalleye gidiyor. Oranin sokaklari bu saatte pek tekin degildir.”, dedi kekeleyerek. Soguk soguk terlemeye baslamisti. 


Ses; “Camlari aç. Duydugun korkunun pis kokusu midemi bulandiriyor.”, dedi. 
 

Adam itaat etti. Saçlari, içeri süzülen serin rüzgarin etkisiyle dalgalaniyordu. 
 
Yerlesim bölgesine yaklastigi için frene basarak, hizini saatte 80 kilometreye düsürdü. Birden, gömleginin sol kolu alev aldi ve yanmaya basladi. 
 

“Sana yavaslamani söyledim mi ben?”, diye çikisti ses. 
 

Korkuyla titreyen adam, tekrar gaza basarak hizlandi. Bir yandan da, koluna vura vura alevleri söndürdü. Bütün acisi, geldigi gibi, yine bir anda yok olup gitmisti. Önüne çikan kedinin üzerinden geçerken çikan sesler, gözlerini kismasina neden oldu. Arkadaki görünmeyen varlik, kahkahalarla gülüyordu. Kabus henüz sona ermemisti, hatta daha yeni basliyordu. Yolun yaklasik üç yüz metre ilerisinde bir grup insan belirdi. Adam, dehsetle kornaya basti ama hiçbir ses çikmadi. Arka koltuktaki kahkaha, yerini sinsi ve sadist bir kikirdamaya birakti. Adam, ayagini gazdan çekti ve frene basti. Vücudunu saran aciyla sarsildi, ama araç zerre kadar yavaslamadi. Bu da yetmez gibi, farlar da söndü. Artik her yer karanliga bürünmüstü. Gecenin içerisinde, sessizce süzülen bir hayalet arabanin soförüydü artik. Saatte 200 kilometre hizla, alkolün de etkisiyle çakirkeyif olmus kalabaliga yaklasiyordu. Korkunun tetiklemesiyle had safhaya ulasan ter üretimi, onu sirilsiklam etmisti. Yönünü degistirmeliydi. Hayatina mal olmadan ve yoldaki insanlara çarpip, ortaligi kan gölüne döndürmeden, bu durumdan kurtulmaliydi. Grubun sag tarafinda, bos bir arazi vardi. Yoldan yaklasik 1 metre daha asagida kaliyordu, ama yapacak bir sey yoktu. Içinden dua ederek el frenini çekti. Araba bu harekete cevap verdi. Kendi etrafinda dönerek, bos araziye dogru kaymaya basladi. Tekerleklerden çikan ses, kulaklari sagir ediyordu. Insanlarin hemen yanindan araziye dogru uçarken, aracin sol arka kösesi, onlardan birine çarpti. Havalanan kurban, hizla asfaltin üzerine düstü. Çikan çatirti sesleri, hiç iyiye isaret degildi. Araziye çarpan araç, birkaç takla attiktan sonra, yine dört tekerlek üzerine düserek, sanki hiçbir sey olmamis gibi, tekrar yola girdi. Bayilmis olan adam, aciyla inleyerek ayildi. Yüzü kan içerisindeydi. Sag kolu, dirseginden kirilarak ters dönmüstü. Daha önce oldugu gibi, acisi yine bir anda yok olup gitmisti. Arkadaki ses konusmaya basladi: 


“Bu da neydi böyle? Buna gerek var miydi? Yoldaki o grubun içerisinden geçmeliydin! Neden yapmadin bunu?” 


Araç yalpalamaya baslayinca, adam iki eliyle direksiyonu kavradi, ama yoldan geçen geyikten kaçamadi ve ona çarpti. 


Görünmeyen ses: 


“Bu gece, menüde geyik var demek!”, dedi ve igrenç bir neseyle kikirdadi. 


Motor kaputu kana bulanmisti. Onun disinda, ciddi bir hasar görünmüyordu. 
Yarim saat süren sessizlik sonunda, adamin gözü benzin ibresine ilisti: 


“Çok az benzinimiz kaldi.”, dedi, ama arka koltuktan bir tepki gelmedi. 


Gün agarmaya baslamisti. 
 

Bir süre daha geçtikten sonra, adam, ‘Acaba her sey sona mi erdi?’, diye düsündü. Yavasça frene basti. Araç yavasladi. Frene basmaya devam etti ve araç sonunda durdu. Ne aci hissetti, ne de bir ses duydu. Derin bir iç çekerek, koltuguna gömüldü. Yasadiklari onu çok yormustu. Çok geçmeden uykuya daldi. 
 

Uyandiginda, hava aydinlanmisti. Günes yüzüne vuruyordu. Gözlerini kisarak, nerede oldugunu ve buraya nasil geldigini anlamaya çalisti. Geceyle ilgili anilari, yavas yavas beliriyordu. Sol eline bakti. Parmagi hala yoktu. Demek ki yasadiklari, uyurken gördügü bir kabustan ibaret degildi. Oysa ne kadar çok isterdi öyle olmasini. Ne yapacagina karar vermeye çalisiyordu. Bakislari benzin göstergesine kaydi. Eger eve dönecekse, benzin almaliydi. Araci çalistirdi ve yola çikti. Bu bölgeyi çok fazla tanimiyordu, ama yine de yakinlarda bir benzinligin oldugunu animsiyordu. Birkaç dakika sonunda levhasini gördü. Adam, hala tam olarak kendine gelememisti. Nasil göründügü konusunda hiçbir fikri yoktu. Yüzü ve elleri kanla kapliydi. Gömleginin rengi artik kirmiziya dönmüstü. Sol kolu yanmis, elinin küçük parmagi kopmus, sag kolu da dirseginden kirilmisti. Benzinlige ulastiginda durdu ve araçtan indi. Kendisine saskin saskin bakan görevliye:

 

“Dolsun.”, dedi ve markete yöneldi. 


Acikmisti. Iyi bir kahvaltiya ihtiyaci vardi. Saat, üçü gösteriyordu. Birden durdu ve dönüp taksiye bakti. Keske her yani sadece çamur ve vuruk içerisinde olsaydi. Ama öyle degildi. Motor kaputu ve ön cam kan içerisindeydi. Tekrar dönüp markete yöneldi. Insanlarin ürkek bakislarini görmezlikten gelerek, içeri girdi. Marketin sol yaninda ufak bir kafe bulunuyordu. Iki tane çörek, bir sise de limonata alip kasaya gitti. Görevli, hayalet görmüs gibi bakiyordu ona. 


“Sey... iyi misiniz? Yardim edebilir miyim?”, diye sordu, ama yüz ifadesine bakilirsa; ‘Nereden çikti simdi bu adam? Bir an önce çekip gitse de, basima bir is gelmeden ondan kurtulsam!’ diyordu. 


Adam, “Hayir, tesekkür ederim.”, diye yanitladi ve siritarak, “Iyiyim!”, dedi.

 

Görevli birden irkildi. Adam, kasanin arkasindaki aynaya baktiginda, bunun nedenini anladi. Disleri kan içerisindeydi. Berbat görünüyordu. 


"Borcum ne kadar?”, diye sordu. 


Görevli, kasa tuslarini kullanarak bir seyler yazdi ve çikan fisi adama uzatti. O da ödedi. Arabaya vardiginda, depoyu doldurmus olan görevli onu bekliyordu. Ona da tesekkür ederek, benzin bedelini ödedi ve arabaya bindi. Aldiklarini yan koltuga koydu ve hizla oradan uzaklasti. Eger kasadaki çocuk, korkudan Polisi aradiysa, onlar gelmeden buradan bir an önce kaybolmaliydi. Yaklasik bir kilometre gittikten sonra, uygun bir yerde saga yanasti ve durdu. Aldiklarini yiyip, üzerine de limonatayi içtikten sonra, ne yapacagini düsünmeye basladi, fakat bir süre sonra, kabusun, bu gece de devam edecegini aklina hiç getirmeden, yine uykuya yenik düstü.. 
 
Birden, kulaginin dibinde bagiran bir sesle, siçrayarak uyandi: 


“Uyuma Allah’in belasi! Uyan! Yola devam ediyoruz! Hemen simdi!” 
 

Adam, eli ayagina dolanarak araci çalistirdi ve hareket etti. Çaresizlikten aglamaya baslamisti. 


48 saat sonra pes etti. Artik bu kisir döngüye dayanamiyordu. Ne zaman bu durumdan kurtulmak için aklina bir fikir gelse, bir anda yok olup gidiyordu. Tek yapabilecegi, arabayi eve dogru sürmekti, ama bunu her denediginde, üzerine bir agirlik çöküyor ve uyuya kaliyordu. Bu sekilde bütün gün uyuyor ve gece oldugunda, bu kabusa kaldigi yerden devam ediyordu. Her uyanisi, evden biraz daha uzakta gerçeklesiyordu. Polisin, neden hala onun pesine düsmemis olduguna, bir türlü anlam veremiyordu. Zira, artik insanlara da çarpmaya baslamisti. Üçüncü uyanisinda, yine ögleden sonra üçte, bu yakalanma umudundan da vazgeçti. Çünkü plaka numarasi, kendi kendine sürekli degisiyor, araba da her defasinda baska bir renge bürünüyordu. Sadece geceleri siyah oluyordu. Her ne kadar, bir sürü darbeye maruz kalmis olsa da, nedense yürüyen aksama hiçbir zarar gelmiyordu. 


Adam, dördüncü gün, birilerinin cama vurmasiyla uyandi. Irkilerek basini kaldirdi ve bakti. Aracin yaninda bir polis memuru duruyordu. Yine gece olmustu. Cami açarken arkadaki ses: 


“Kendini topla ve bir sey belli etme! Normal davran!” , diye fisildadi. 
 

Memur, onu süzerek, kuskuyla bakti: 
 

“Buraya park etmek yasak, ama sanirim sizin daha büyük bir derdiniz var.” 
 

Adam, “Sey... Iyiyim ben. Bir seyim yok. Hemen gidiyorum buradan.”, dedi ve motoru çalistirdi. 
 

“Yardima ihtiyaciniz olmadigina emin misiniz?”, diye sordu memur. 
 

Adam, “Hayir. Tesekkür ederim. Ben iyiyim. Iyi nöbetler.”, dedi ve gaza basarak uzaklasti. 
 

Polis memuru, saskin saskin, arkasindan bakakaldi. 

 

Görünmeyen ses, kikirdayarak, “Suratindaki ifadeyi gördün mü?”, diye sordu. 
 

Adam cevap vermedi. Gece yarisina dogru, hayata dair her seyden vazgeçmisti. Ne görüyor, ne de duyuyordu. Karanlik bir sokaga girdi ve durdu. 
 

Ses, “Ne yapiyorsun sen?”, diye sordu. 
 

Yanit gelmedi. Adam, aciyla kivranmaya basladi. Bu aci, her saniye daha da artiyordu. O sirada, arabanin etrafinda dolanan gençlerden biri, sanki ne kadar cesur oldugunu kanitlamak istiyormus gibi, taksinin yanina yaklasti ve burnunu cama dayadi. Içeride oturan adam hiç hareket etmedi. Dönüp bakmadi bile. Sonra bir anda kafasi patladi. Aracin tüm camlari kizila bulandi. Genç, korkuyla bagirmaya basladi ve kosarak uzaklasti. Ardina bile bakmadan kosuyordu. Neden yapmisti ki bunu? Sadece, taksideki adami biraz korkutmak istemisti. Oysa basina neler gelmisti! Henüz ehliyeti yeni almis, on sekizinde bir delikanliydi. Ailesi çok varlikliydi. Ne kadar kostugunu bilmiyordu, ama sonunda evine ulasmisti. Kapinin önünde duran Porsche’ye yaklasti. Bu araba, babasinin, ona ehliyet hediyesiydi. Henüz bir ay önce almisti. Bu bebegi her seyden çok seviyordu. Simdi bununla bir tur atmak, ona çok iyi gelecekti. 350 beygirlik motorun sesi, rahatlamasina yardimci olacakti. Kapiyi açarak, kendini koltuga birakti. Emniyet kemerini taktiktan sonra, motoru çalistirdi ve hareket etti. 


Arka koltuktan, nese dolu bir ses yükseldi:

 

“Durursan, ölürsün!”.