102

Palto

Kurumus ve sararmis yapraklar, hisirdayarak son sarkilarini söylüyordu. Onlari dalindan koparan soguk rüzgar, kisin habercisiydi. Gökyüzünü esir alan sis, günesi kovmustu sanki. 

Genç bir adam, adi Ceyhun, sisin içerisinde ilerliyordu. Uzun, kahverengi paltosuna sikica sarilmis, yanindaki arkadasiyla konusuyordu. 

“Seni fazla bekletmem. Istersen sen de içeri gel.” 

Arkadasi: “Hayir, olmaz, sen rahatina bak. Ben seni beklerim.”, dedi. 

Ceyhun minnetle arkadasina bakti. 

Az ileride, üç katli, muhtesem baba ocagi, onu bekliyordu. Ne de çok anisi vardi burada. Her kösesinde baska bir tane. Çok özlemisti burayi. Evin bahçesini çevreleyen çitin ortasinda bulunan kapiya yöneldi ve açti. Kapi gicirdadi. Ceyhun durakladi. Sag yanagindan bir damla gözyasi süzüldü. Anilara daldi. Çocukken, her aksam, bu sesi duymayi dört gözle beklerdi. Çünkü bu ses, babasinin gelisini haber veriyordu. Kapi gicirdadigi an, hemen bahçeye kosar ve onun kucagina atlardi. Bu kez, kapiyi açan kendisi olmustu. 

Evden yankilanan müzik sesi, hiçkiriklara bogulmasina neden oldu. Tam otuz bes yil öncesine döndü. O zamanlar henüz üç yasindaydi. Baris Manço’nun, at kisnemesiyle baslayan bu sarkisini dinlemekten hiç bikmazdi. Bittiginde, o incecik bebek sesiyle ‘Baba bitti’, derdi ve babasi, parçayi tekrar basa alirdi. Hala da çok seviyordu. Gözyaslarini silerek, sözlerini hatirlamaya çalisti. 

Bir süre sonra sessizce mirildandi: 

Urfa, Diyarbakir gezdim, 
Hele hele yar yar. 
Otuz iki sancak saydim, 
Hele hele yar yar. 

Neslihan derler güzelin, 
Adini duydum breh breh, 
Gül yüzünü görmeye geldim. 

Kalk gidelim küheylan, 
Uçalim gayri oy. 
Neslihan’a varalim gayri. 

Eski sarkilar çok daha saf ve temizdiler. Dünya, artik yasanacak bir yer olmaktan çikmis, güzelin, iyi olanin nesli tükenmeye baslamisti. 

Dönüp arkadasina bakti. Sabirla bekliyordu. 

Bahçe kapisindan içeri girdi ve yürümeye basladi. Eve ulastiginda zile basti ve bekledi. Heyecandan, kalbi yerinden firlayacak gibiydi. 

Içeriden bir ses: “Aman Allah’im!”, diye bagirdi. 

Bu, annesinin sesiydi. Bir yandan babasina ve kardeslerine seslenirken, diger yandan da kapinin kilitlerini açiyordu. 

“Yilmaaaaz! Oglum gelmis, Ceyhun’um gelmis! Çocuklar kosun, Abiniz gelmis!” 

‘Aile olmak çok güzel.’, diye düsündü Ceyhun ve derin bir nefes aldi. 

Kapi açildi. Iste oradaydilar. En önde annesi. Hemen boynuna atildi. Öylece kaldi. Sonra sirayla babasina, erkek kardesine ve kiz kardesine sarildi. Herkes agliyordu. 

Tam bes yildir görüsmemislerdi. Vatan savunmasi için güney cephesindeydi. Gece gündüz demeden oradan oraya kosturmus ve düsmanlarla savasmisti. 2014 yilinda, üçüncü Dünya Savasi çiktiginda, gönüllü olarak gitmisti cepheye. Yüz yil aradan sonra tarih yine tekerrür etmis ve bir asirdir pusuda bekleyen düsmanlar, yine saldirmislardi Vatana, ama bu kez durum farkliydi. Maddi imkansizliklar yoktu, hatta dünyanin en egitimli ve güçlü ordusuna sahiptiler. Bir avuç Vatan topragi bile kaybedilmedi. Her türlü saldiri basariyla savunuldu ve neredeyse hiç sehit verilmedi. Sonunda düsman devletlerin yenilgiyi kabul edip geri çekilmesiyle, savas sona ermis, böylece Ceyhun da eve dönmüstü. 

Salona geçip oturdular. Özlemle birbirlerine bakiyorlardi. Sessizligi babasi bozdu: 

“Aslan oglum benim! Seninle gurur duyuyorum. Bes yildir, sana bir sey olacak diye her gün ölüp dirildik, ama sükürler olsun ki, sag salim geri döndün. Vatan, senin gibi yigitlerin sayesinde ayakta duruyor.” 

Ogluna sarilip aglamaya basladi. Ceyhun’un içi sizladi. 

Annesi: “Tamam Bey! Aglama artik. Bundan sonra hep gülecegiz. Oglumuz geri döndü iste.”, dedi. 

“Dogru söylüyorsun Hanim. Zaten bunlar mutluluk gözyaslari. Çabuk kururlar. Kötü günler geride kaldi. Sen bana bakma oglum.” 

Ceyhun gülümsedi. Annesine ve kardeslerine bakti. 

“Oglum, yoldan geldin sen. Aç misin? Bir seyler hazirlayayim sana.”, dedi annesi. 

“Sag ol Anne, gerek yok. Aç degilim.” 

“Istersen odana çekilip dinlen. Hala biraktigin gibi duruyor.” 

“Yok anne, böyle iyiyim, ama odama bir göz atmak isterim.” 

“Tabii, nasil istersen.” 

Ceyhun ayaga kalkti ve üst katta bulunan odasina dogru yürüdü. Kardesleri de onu izlediler. Odasinin kapisina vardiginda durdu. 

“Ben birkaç kez senin yataginda yattim Abi. Umarim kizmamissindir.” , dedi, kendisinden on bes yas küçük erkek kardesi. 

“Sana neden kizayim ufaklik?”, diye karsilik verdi ve yanagini sikti. 

“Ben de bir kez yattim.”, dedi arkadan bir ses. Ceyhun’un kiz kardesiydi. Erkek kardesiyle ayri yumurta ikiziydiler. 

“Sen de mi Prenses? Gel buraya, gel. Abiniz kurban olsun size.” 

Ikisini de kucakladi ve öpüp kokladi. 

“Yataginda uyursam, belki özlemim biraz azalir diye düsündüm de ondan.” , dedi kiz kardesi. 

“Ama daha kötü oldum. Bir daha da odana girmedim. Bizi yine birakip gitmeyeceksin degil mi?” 

Ceyhun sessiz kaldi. Odasinin kapisin açti ve etrafi süzdü. Hiçbir sey degismemisti. Içeri girip yatagina oturdu. Kardeslerine döndü: 

“Gelsenize yanima.”, dedi. 

Gittiler. Biri saginda, digeri solunda, sardi onlari. 

Kiz kardesi: “Üsüyor musun?” , diye sordu. 

Ceyhun: “Hayir. Neden sordun?”, diye cevapladi. 

“Paltonu çikarmiyorsun da.” 

“Ha... O mu? Iyiyim böyle.” 

Basini pencereye dogru çevirdi ve disari bakti. Hava kararmaya baslamis, sis iyice yogunlasmisti. Arkadasi, bahçe kapisinin yaninda onu bekliyordu. 

“Haydi asagiya inelim.”, dedi kardeslerine. Yataktan kalktilar ve onu sabirsizlikla bekleyen annesiyle babasinin yanina indiler. 

Annesi: “Oglum, neden hala paltonu çikarmiyorsun? Içerisi soguk mu?.” , diye sordu. 

“Ben de söyledim, ama dinlemedi Anne.”, dedi kiz kardesi. 

Ceyhun üzgün gözlerle annesine bakti. 

“Anne. Ben gidiyorum.” 

Annesinin yüzü burustu. Endiseyle: 

“Nasil yani? Nereye gidiyorsun? Ne diyorsun Oglum sen?” , dedi. 

Ceyhun, basiyla disarisini isaret etti. 

“O bekliyor. Fazla zamanim kalmadi.” 

Herkes saskin bir sekilde pencereden disari dogru bakti. Bahçe kapisinin yaninda bekleyen karaltiyi gördüler. 

“O kim yavrum? Hiçbir sey anlamadim.” Soru soran gözlerinde, çaresizlik ve aci vardi. 

“Anne. Ben sehit oldum.” 

Annesi çiglik atti. Babasiyla kardesleri dehsetle onlari izliyorlardi. 

“Ne!” 

“Sizi bir kez daha görüp, veda edebilmem için bana son bir sans verdiler. Hakkini helal et Anne.” 

“Saka mi yapiyorsun Oglum? Ne olur söyle bana, saka yapiyorsun degil mi? 

“Hayir Anne. Dogruyu söylüyorum.” 

“Nasil olur Oglum? Karsimda duruyorsun iste.” 

Ceyhun aglamaya basladi. 

“Canim Annem! Bu paltoya neden siki sikiya sarildigimi biliyor musun? Iste bu yüzden.”, dedi ve paltosunun önünü açti. 

Üzerindeki gömlek delik desik olmus ve kana bulanmisti. Gögüs ve karin bölgesinde onlarca kursun deligi görünüyordu. 

“Simdi anladin mi Anne?” 

Annesinin yüzü bembeyaz oldu. Düsmemek için babasina tutundu. Kimseden ses çikmadi. Adeta donmus gibiydiler. 

“Sakin aglamayin. Ben sehit oldum Anne. Içim çok huzurlu. Siz bu Vatanda rahat yasayin diye canimi verdim.” 

Boynundaki künyesini çikartarak erkek kardesine uzatti. 

“Al ufaklik. Bu artik senindir.”, dedi ve ona simsiki sarildi. 

Sonra kiz kardesini kucakladi. Annesiyle babasinin önüne geldi. 

“Vakit doldu. Artik gitmeliyim. Hakkinizi helal edin. Hepinizi çok seviyorum.” 

Sarildilar. Hiç ayrilmak istemediler, ama yapacak bir sey yoktu. Ceyhun geri çekildi ve ardina bakmadan, hizla kapidan çikti. Ailesi, pencereden onun gidisini izliyordu. Disarida bekleyen karaltinin yanina ulastiginda, son bir kez dönüp bakti ve gülümseyerek el salladi. Sonra birlikte sisin içine dogru yürüyerek, gözden kayboldular.